Şeker Bayramı mı, Ramazan Bayramı mı?

AAEAAQAAAAAAAAlkAAAAJDNhYjU0ZjQ3LTdkN2EtNDBlZC05ZjUwLWVjN2FmMmQ3ZGIwOA

Şeker Bayramı mı, Ramazan Bayramı mı?

“Hamdım, piştim, yandım…” Rumi

Aslında ne Şeker, ne Ramazan Bayramı; orijinali “Fıtrat Bayramı”dır. (Eid al Fitr). Şeker Bayramı adı, Osmanlılardan bize mirastır; Cumhuriyet dönemi laiklerinin icadı değildir. Ne yazık ki son 15 – 20 senedir Şeker bayramı diyenler laik kesim, Ramazan bayramı diyenler muhafazakar kesim gibi bir ayrım ortaya çıkmıştır. Dinimizde Ramazan diye bir bayram yok. Zaten bayram günleri Şevval ayına denk geliyor. Türk İslamcılarının uydurması anlayacağınız. Ne yapalım; bayramın adında birleşemiyorsak bizden hayır çıkar mı bilemiyorum ama hiç değilse bayramın anlamında birleşelim diyorum. Ne dersiniz?

Arapça Eid al Fitr diyorlar. “Fitre” dediğimiz sadakanın adı da oradan geliyor. Peki Fitr nedir, ne anlama gelir? Anlatacağım ama önce sizi biraz hazırlayayım.

Çoğunuz gibi ben de kutsal kitaplardaki özlü sözlerin arkasında acaba ne gibi sırlar vardır merak ederim. Mesela Regaib gecesi ne anlama geliyor derseniz, kelime anlamı “arzular” demektir, Sufiler için dünyevi arzuları bırakma gecesidir derler.

Ya Mirac? Basamak demek; adım anlamına da geliyor. Adım adım, aheste aheste çıkılacak mertebelere işaret ediyor.

Kadir: “Bin aydan hayırlı” demekle, bu gece bin aydan daha muteber demek ayeti çok düz okumak olur. Gizli manası, 1000 ay uzun bir insanın ömrüne denk geliyor. Sure Kuranın ilk suresi. “Oku” emriyle başlıyor. Peki Okumakla başlayan bir gece kimin 1000 ayından daha hayırlıdır? Tabii ki okumuşun bir gecesi, cahilin 1000 aylık ömrüne bedeldir demek istiyor.

Gelelim Ramazan sözcüğüne. Kızgın yerde yürürken adım adım, kavrula kavrula pişmek ve nihayet yanmak anlamına geliyor. Mevlana’nın zaviyesinden bakarsak, üç ayların manevi yolculuğunu en iyi özetleyen cümle “Hamdım, piştim, yandım”dır. Regaib gecesinde arzuları bırakarak erdem yolculuğuna başlıyor, Kadir gecesinde bilgi ile doluyor ve Fıtrat Bayramında yeniden dünya hayatına, fıtratına, halk içindeki yaşamına dönüyor.

Önce kendini yenileme, yeniden keşfetme iraden olacak. Sonra “olumsuz” arzulardan sıyrılacaksın. Adım adım ilerlerken, bilgiyle yolunu aydınlatacaksın ve Ramazan’da kavrula kavrula pişeceksin. Ya sonra?

Sonra Eid. Yani Arapça Bayram geliyor. Ancak Eid sözcüğü, Hz. İsa ve Havarilerine gökten inen sofrayı tanımlayan bir bayram, sıradan bir ziyafet değil. Eid’in bir anlamı da dönüş, veya yeniden kazanma.

Fitr: Diyorlar ki, orucu kesmek anlamına geliyor. Olabilir. “Fıtrat” ile bağlantısı, dolaylı demeyeceğim ama biraz daha ince düşünmeyi gerektiriyor, kabul ediyorum. İnce düşünmeye devam ederek, Eid al Fitr, Fıtrat Bayramıdır. Siyasilerimizin pek sevdiği yaradılanı, yaradandan ötürü sevme bayramıdır. Manevi anlamda adım adım yükselmeyi denedikten sonra, yeniden fani hayata, insanların, senden farklı insanların arasına dönme ve tıpkı İsa’nın yaptığı gibi o gün sofranı, her yaştan, her tarzdan, her milletten binlerle paylaşma bayramıdır. O binler davetine gelirler, çünkü senin elinden, dilinden, belinden emindirler. Çünkü sen hamlıktan pişmişliğe gitmeye kararlısındır.

Yani sofu kardeşim, bu bayram, Fıtrat Bayramıdır. Hazır Fıtrata dönüş yapmışken bakacaksın haksızlık ediyor muyum, bilerek – bilmeyerek gönül kırıyor muyum, cahil cesaretiyle yanlış işlere giriyor muyum? Varsa eksiğin gidermeye bakacaksın. Allah insanı türlü türlü yaratmış. Fıtratıyla seveceksin insanı. Neşesine, mezesine (ve kahkahasına) karışmayacaksın. Kuracaksın yeryüzü sofranı, kim olursa buyur edeceksin. Allah da bereketini ona göre verecek. Miraç sarhoşluğundan, adanmış ruh havasından çıkıp, yeryüzüne, biz faniler arasına döneceksin. Hacılık, hocalık taslamayacaksın.

4065_Mr_Umit_OzaydinAslında benim bu notları yazmıyor olmam lazım. İslam dininin manevi yönlerini çağdaş dille anlatan kalemler olması lazım. Ne hazin ki etraf ham ervah dolu. İŞİD’e gelinceye kadar ortalık şekil müslümanından geçilmiyor. Nişantaşında yaşayan bir Beyaz Türk’ten bu kadarı çıkıyor. İdare edin gari.

Rumi’yle başladım, onunla bitirmeli.

Beni bir ben bilirim, bir de Yaradan. Bana bir ben lazımım, bir de Anlayan.